Ferhat Tunç: Baskılara ‘sivil ölüye dönüştürme’ de eklendi

Dersim’in trajik tarihine yakılan ağıtlarla büyüyen sanatçı Ferhat Tunç, aynı zamanda insan hakları aktivisti, yazar ve siyasetçi kimliği ile de öne çıkıyor. Hakkındaki davalar nedeniyle Almanya’da yaşamayı seçen Tunç, “sürgünde hayatımızın ilk filizi” olarak tarif ettiği, söz ederken gözlerinin ışıldadığı 10 aylık torunu Adar Ali’den fırsat buldukça yeni besteler yapıyor. Bu bestelerden birinin sözleri cezaevinde tutulan Selahattin Demirtaş’a ait.

Sanat hayatının 40’ıncı yılı için bir dizi konser hazırlığı içinde olan Tunç’la kendi deneyimlerinden yola çıkarak gurbeti, sürgünü, Türkiye’deki hukuksuzlukları ve demokratikleşme çabalarını, bireysel özgürlükleri ve dayanışma örneklerini konuştuk.

Söz, “Dersimin karlı dağlarını, kutsal mekanlarını, yağmurunu ve toprağını özlüyorum. Eşlerinden, çocuklarından ayrı bir kalabalık yaratıldı. Bu tablo hepimize kaybettiriyor, bu ülkeye kaybettiriyor ne yazık ki…” diyen Ferhat Tunç’ta…

Yıllar önce henüz lise eğitimini tamamlayamadan ekonomik gerekçelerle Almanya’ya gelmiştiniz. Bugün ise baz hukuki gerekçelerle ve siyasi sebeplerle buradasınız? İki zorunlu gelişi, göçmen işçilikten zorunlu sürgüne gurbet maceranızı anlatabilir misiniz?

Henüz 5 yaşındaydım, babam göçmen işçi olarak Almanya’ya gittiğinde. Çocukluğum köyde, dedemin yanında geçti. Onun Dersim trajedisini anlatan ağıtlarını dinleyerek ve söyleyerek büyüdüm. Her Dersimli çocuğun hayatında olduğu gibi benim için de büyük bir dramdı aslında. İlkokulu köyde bitirdikten sonra öğrencilik hayatımın devamı için ailece şehre yerleştik. Biz 6 kardeştik ve babam bir süre sonra annemle birlikte 4 kardeşimi yanına almıştı. Ben, 2018 yılının 8 Mart’ında evinde geçirdiği kalp krizi sonucu kaybettiğimiz kız kardeşim Nadire ile birlikte okumak istemiştim ve bu yüzden biz Dersim’de kaldık. Dersim’de aktif bir devrimcilik hayatım oldu. Yetmedi, devrimci gecelerde ağıtlar söyleyerek tanınmaya başladım. “Dersim’in küçük ozanı” olarak ünlenmiştim! 1977 1 Mayıs Katliamı ve devamında gelen Maraş Katliamı, Almanya’da yaşayan ailemi endişelendirmişti. Uzun süreli baskılarına dayanamadık ve 1979 sonlarına doğru Almanya’ya yerleştik.

“1980 DARBESİ DERSİM’E DÖNME HAYALLERİMİ YOK ETMİŞTİ”

1980 darbesi ülkeye, Dersim’e dönme hayallerimi yok etmişti. Almanya’da daha çok müziğe yoğunlaşarak geçirdiğim bir hayatım oldu. Darbe karşıtı gecelerin, eylemlerin sesi olmuştum. Bu ülkede iki ayrı albümüm çıktı ve bu albümlerde yer alan eserler, 12 Eylül darbesine olan öfkemi, itirazımı yansıtıyordu. 1985 yılının yaz aylarıydı, ani bir kararla Türkiye’ye döndüm. Detayına girmeyeceğim ancak Türkiye’ye döndükten sonra da zor bir hayatım oldu. Tıpkı bugün yaşadığım gibi davalar, gözaltılar, hapis cezaları ve yasaklarla geçen bir hayat… Yıllarca doğup büyüdüğüm kent olan Dersime sokulmadım. Türkiye’de bu zorlu 35 yıllık sanat hayatıma tam 23 albüm sığdırdım. Şarkılarımızın ulaşmadığı yer ve yüreğine dokunmadığı insan kalmadı sanırım. Baskılar hep vardı ancak karşılığında inatla türkülerimizi söylemeyi sürdürdük. Kürt- Türk, Alevi- Sünni ayırımı yapmaksızın mağdur edilmiş, acı çekmiş herkesin derdine koştuk. 35 yıl aradan sonra yeniden Almanya’dayım bugün. Bu benim beklediğim ve istediğim bir hayat asla değil.

“VAR OLAN BASKILARA SİVİL ÖLÜYE DÖNÜŞTÜRME DE EKLENDİ”

Siz sanatçı olduğunuz kadar politik kimliğinizle de var oldunuz? Bu durum şimdiki kadar başınıza hangi işleri açtı? 

Türkiye’nin siyasi tarihi, devlet geleneği ne yazık ki hiçbir döneminde demokratik olmadı. Demokrasiyle arasına koyduğu mesafeden de sanat çevresi olumsuz etkilendi. Konserlerin, şarkıların yasaklanması, sansür ve kriminalize edilme gibi pek çok şey hep vardı. Bu dönem ise toplumla bağını koparmayan sanatçılara bunların hepsi daha sert halde yansırken, üstelik dava, tutuklama, sürgün ve sivil ölüye dönüştürme de eklendi. Siyasi temayülünüzün, kimliklerinizin ne olduğunun bir yerde önemi kalmıyor; AKP’li, MHP’li değilseniz Türkiye’de özgür değilsiniz. Alevisinden Sünnisine, Türkünden Kürdüne, sosyalistinden liberaline, muhafazakârına kadar böyle. Tabii bu Alevinin, Kürdün ayrıca baskı altında olduğu gerçeğini yadsımadan söylüyorum; birimize yapılanın hepimizi etkilediğini anlatmak adına.

Röportajın tamamını buradan okuyabilirsiniz

Kaynak: Kronos

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir